Horlama nedir?

Horlama, soluk alma sırasında tıkanıklık gibi durumların oluşmasıyla havanın dar bir alandan geçmesinin etrafında bulunan yumuşak dokuların titreşimiyle ortaya çıkan sestir. Darlığın artmasıyla horlamanın şiddeti artmaktadır.

Neden horlarız?

1- Uyku Pozisyonu
Alışılan uyku pozisyonu horlamaya sebep olabilir. Sırt üstü yatış pozisyonu boğaz kaslarında gevşemeye ve daralmaya neden olur. Kaslardaki bu gevşeme horlamaya sebep olabilir. Uyku esnasında hangi yönde uyuduğumuzu saptamak mümkün olmayabilir. Ancak kendi sesimize uyanmanız durumunda sırt üstü yatarken bulursanız bu pozisyon yerine sağa ya da sola dönerek tekrar uyumayı deneyebilirsiniz.

2- Fazla kilolar
Fazla kilolar horlamayı kötüleştirebilir. Çünkü boyunda bulunan fazla yağlar solunum yolunun daralmasına sebep olur. Ayrıca yağ dokuları ile boğaz kısmında titreşen yumuşak doku miktarının çoğalması horlamaların daha gürültülü olmasına sebep olmaktadır. Kilo vermek boynun incelmesine bu da daha rahat nefes alınmasına imkan sunar.

3- Uzun süreli antidepresan kullanımı

Türkiye’de her 10 kişiden 1’i antidepresan kullanıyor. Kadınlarda oran iki kat fazla..
Yapılan araştırmalara göre dünyada yaklaşık 550 milyon kişi depresyon ilaçları kullanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de her 10 kişiden 1’i antidepresan ilaçları kullanıyor ve kadınlarda antidepresan kullanım oranı, erkeklere nazaran 2 kat fazladır. Yakın gelecekte antidepresan kullanımının daha da artması düşünülmektedir. Bu artışın global bir krize neden olmasından endişe duyulmaktadır.

Antidepresan ve kısa süreli yatıştırıcı özelliğe sahip ilaçların sürekli kullanımlarında uyku apnesi ve horlamaya neden oldukları tespit edildi.

Uyku için ilaç kullanılmadan önce, uyku sorununun nedeni tespit edilmelidir. Ayrıca her antidepresan ilaç uykuya neden olmamaktadır.

Sakinleştirici ve antidepresan ilaçlar tüm vücudun rahatlamasını sağlar. Bu rahatlama kaslarda oluşur. Aynı şekilde bu ilaçlar boğaz kasları da etkilenir. Bu nedenle horlayan kişilere bu tür ilaçlar tavsiye edilmez.
Antidepresan, antihistaminik, antispsikotikler gibi ilaçların yan etkileri arasında horlama sayılmaktadır. Uyku apnesi sendromu; sakinleştirici, antidepresan, uyku ilacı vb. kullananlarda sıkça görülmektedir. Bunun dışında bazı antidepresanlar horlama için kullanılmıştır. Ama bunların hiçbirinin horlamayı etkili bir şekilde yok etmesine tanık olunmamıştır

4- Sinüzit
Alerjik reaksiyonlar, burundaki şekil bozuklukları ya da soğuk algınlığı sinüzite sebep olabilir. Sinüs boşluklar virüs ya da bakteri yüzünden şişer ve müköz zar salgısı sinüslerde birikir. Bu iltihap sinüslerde ağrıya, ciddi tıkanıklıklara ve genzin akmasına yol açabilir. Sinüzitin nefes almayı güçleştirilmesi uyku sırasında horlamaya sebep olmaktadır.

5- Alkol
Alkolün gevşetici etkisini tüm vücudunuzda hissedebilirsiniz. Boğaz kaslarının çok gevşemesi uyku esnasında horlamaya sebebiyet vermektedir. İçki içilen saat ve uyku saatinin birbirine yakın olması horlama ihtimalini yükseltir.

6- Alt Çenenin Geride ve Küçük olması
Horlama ve uyku apnesi, uyku sırasında yutak bölgesi kasları ile dil kökünün normalden daha fazla gevşeyip hava yolunu tıkamasıyla oluşur. Alt çenesi üst çenesine göre geride yani daha küçük alt çeneye sahip olan kişilerde dil kökü olması gerekenden daha geri pozisyonda konumlanacağı için bu kişilerde kilo problemi olmasa bile ileri derecede horlama ve uyku apnesi gözlenebilir. Ayrıca alt çenesi geride ve küçük olanlarda doğumsal olarak üst solunum hava yolu dardır. Bu kişilerin horlama ve uyku apnesine yakalanma riski normal olan bireylere göre 4 kat daha fazladır.

Horlama protezi uyku sırasında alt çeneyi ileri bir pozisyonda konumlandırdığı için alt çenesi küçük ve geride olan hastalarda bile horlama ve uyku apnesini engeller.

Yapılan araştırmalar, horlama ve sleep apne şikayeti bulunan hastaların havayolu hacimlerinin azalmış olduğunu göstermiştir. Hava yolu hacminin daralmasına sebep olan etkenlerden birisi de alt çenenin geride konumlanmasıdır. Mandibular retrognati, alt çenenin , kafa kaidesine göre geride konumlanması şeklinde tanımlanabilir. Alt çenenin geride konumlanması ile birlikte, dil ve bağlı dokular da farinks arka duvarına yaklaşmış ve hava yolu daralmıştır.

7- Anatomi
Ağızdaki dokuların şekli de horlamanın açıklaması olabilir. Solunum yolu ne kadar dar olursa horlama sesi o kadar yüksek duyulur. Normalden daha uzun ve yumuşak bir küçük dil oldukça gürültülü bir horlamaya neden olacaktır. Diğer fiziksel nedenler arasında şişmiş lenf bezleri veya bademcikler, horlama nedeni olarak sayılabilir.

8- Şekil bozuklukları
Burun eğriliği gibi burun ile ilgili problemler horlamaya sebep olabilir. Bu duruma eklenecek aşırı kilolar, sırt üstü yatmak veya alkol gibi diğer nedenlerle birleştiği zaman horlama şiddeti çok daha fazla artabilir.

HORLAMA RİSKLERİ

Horlama genellikle sadece rahatsız edici bir gürültü olarak algılanıp, horlama risklerinin göz ardı edildiği bir sorundur. Sadece bir gürültü olarak algılandığında dahi eşler arasında veya oda arkadaşları arasında sorunlara neden olacağından tedavi edilmesi gereken bir sorundur. Ayrıca horlayan kişi uyku sırasında nefessiz kaldığından horlamanın uzun ya da sık sık yaşandığı durumlarda organlar ciddi zararlar görebilir.
Horlama riski gözardı edildiği durumlarda birçok psikolojik ve fizyolojik sorunlara yol açabilir. Bu nedenle horlamanın bir hastalık olduğunu kabul ederek tedaviye başlamak, yaşam kalitesi ve sağlık açısından kritik bir noktadır.

Horlamanın Neden Olduğu Psikolojik Sorunlar

DEPRESYON

Horlama ve uyku apnesi olan kişilerde aşırı sinirlilik ve huzursuzluk sıkça gözlenir. Bu durum kişinin iş hayatını ve özel hayatını olumsuz olarak etkileyerek kişinin toplum içinde giderek yalnızlaşmasına ve depresyona girmesine neden olabilir.
Uyku apnesi obezite, cinsel gücün azalması, unutkanlığa neden olur ve psikososyal hayata olumsuz etki ederek depresyona sokar.
Horlama kişinin uykuda çıkardığı gürültü sestir. Uyku apnesinde durum daha ciddi hale gelir ve nefes alınımı 10 sn üzerinde durur ve gece uykusu boyunca sürekli tıkanmalar tekrarlanır. Her iki hastalıkta da vücudu aslında esas etkileyen şey oksijensizliktir. Oksijen vücudumuzda kanda bulunur ve kalbin pompalanmasıyla oksijen vücuda dağılarak hücreleri besler. Bu sistemdeki bir kesinti veya azalma kişiyi hem fiziksel manada, hem de psikolojik olarak olumsuz etkiler.
Horlama ve uyku apnesinde vücut yeteri kadar dinlenemediği için, gün içinde yorgunluk ve uyku atakları sıkça gözlenir. Bu durum kişinin iş verimliliğini düşürür, konsatrasyonu azaltır ve daha sinirli hale getirir. Hızlı ve verilemeyen kilolara, obeziteye neden olur. Kişi kendisini mutsuz ve dışlanmış hissederek depresyona girebilir. Yapılan çalışmaya göre depresyona girenlerin %30’unda horlama ve uyku apnesi olduğu gözlenmiştir.Rahat ve kaliteli bir uyku günün iyi geçmesinde önemli bir etkendir. Horlama ve uyku apnesi gibi uyku rahatsızlığı bulunanlar bir an önce tedavi edilerek huzurlu bir hayat sürmelidirler

EŞLER ARASI PROBLEMLER

Horlamanın gürültüsünden dolayı çoğu çift beraber uyuyamamaktadır. Horlayan erkeğin libidosu düştüğü için cinsel isteksizlik oluşabilir. Bu gibi nedenlerden dolayı horlama problemi olan çiftlerin boşanma oranı horlamayan çiftlere göre kaydedilir derecede fazladır. Bu kişiler dinlenemedikleri için gün içinde yorgun ve mutsuz olurlar. Bu tablo kişinin sosyal ilişkilerini de etkiler. İş verimlilikleri ve başarıları azalır. Daha gergin ve sinirli hale gelirler. Alınan gıdalar oksijensizlikten dolayı yakılamaz ve yağa dönüşür, genellikle obezdirler. Eşleriyle yan yana uyumadıkları için aile içi gerginlikler yaşanır. Cinsel isteksizlik sıkça görülen tablodur. Sürekli yorgun ve uykulu oldukları için yeterli bir cinsel hayatları yoktur. Bu durum boşanmalara kadar gidebilir. Uyku apnesi olan
bireyler genelde toplum içinde mutsuz kişilerdir.
Libido (cinsel isteklilik) azalması, horlama ve uyku apnesinde gözlenen önemli semptomlardan birisidir. Horlayan kişi sürekli yorgun olduğu için eşine vakit ayıramaz ve sürekli uyumak ister. Ayrıca erken boşalmaya sıkça karşılaşılır. Horlamadan dolayı eşlerin yan yana uyumaması birbirlerinden uzaklaşmalarına neden olur. Mutsuz evlilikler ve boşanmaya kadar gidebilir. Horlama ve uyku apnesinin tedavisiyle bu durumlar ortadan kalkar.

Horlamanın Neden Olduğu Sağlık Sorunları

KALP RAHATSIZLIKLARI

Horlama ve uyku apnesi varlığı, yüksek tansiyona veya yüksek tansiyonun daha da şiddetlenmesine yol açabilir. Çünkü horlama ve uyku apnesi olan kişilerde kanlarındaki oksijen miktarı yetersizdir. Oksijensizlik özellikle uykuda kalbin daha fazla zorlanmasına neden olabileceği için kalp yetmezliği gibi ciddi kalp hastalıklarına yakalanma riskini artırır. Şiddetli horlama ve uyku apnesi olan kişilerde, özellikle yoğun efor gerektiren durumlarda kalp ağrılarına ve çarpıntılara neden olabilir. Bu kişiler hayati risk altında oldukları için en kısa sürede tedavi edilmeleri gerekmektedir. Horlama esnasında görülen kalp ritmi bozukluğu, tansiyonun yükselmesine ve kalp büyümesine neden olmaktadır. Bu da horlayan kişilerin ileride kalp hastası olma ihtimalini arttırır.
Yapılan çalışmaya göre yetişkin insanların % 45’i aralıklarla, % 25’i ise gece uykusunda sürekli horluyor..
Toplumumuzda horlama ve uyku apnesi çoğu zaman bir hastalık olarak görülmemekte ve yeteri kadar önemsenmemektedir. Aslında horlama ve uyku apnesi ciddi rahatsızlıkları hazırlayıcı bir etkendir. Horlama ve uyku apnesi, uyku sırasında ciddi oksijen seviyesi düşmesi ile karakterizedir. Kandaki oksijen seviyesi dramatik bir şekilde düşer. Aynı zamanda kalp atım hızı ve kan basıncı normalin oldukça üstüne çıkar. Bu durumun her gece tekrarlanarak sürekli hale gelmesi aritmi, yüksek tansiyon, kalp yetmezliği gibi ciddi kalp ve damar hastalıklarına neden olur. Kalp yetmezliğinin veya yüksek tansiyonun altındaki neden, uyku apnesi ise ve tedavi edilmez ise verilecek olan ilaç tedavileri tek başına yeterli olmayacaktır. Amerikan Uyku Derneği’ne göre orta ve ağır şiddetli uyku apnesi olan kişilerde kalp krizi geçirme riski, olmayan bireylere göre 7 kat daha fazladır. Ayrıca bu kaliteli uyku uyuyamadıkları için gün içerisinde sürekli yorgun ve bitkin olurlar. Sosyal ve iş hayatları olumsuz olarak etkilenir. Trafik ve iş kazalarına açık hale gelirler.
Uyku apnesi tedavi edildiğinde, çoğu hastanın yüksek tansiyonlarının normal seviyelere geldiği gözlenmektedir.

BEYİN FELCİ

Horlama ve uyku apnesi olan kişilerde uyku sırasında alınan oksijen miktarı düşer. Bu düşüş bazen % 50’lere kadar olabilir. Normal bir uykunun ortalama 8 saat olduğunu düşünürsek, bu sürede horlamadan dolayı beynin az beslenmesi ve kişiyi beyin felci riskine açık hale getirir. Horlama ve uyku apnesi olan kişilerde, beyne giden oksijen miktarı azalıp yeteri kadar beslenemediği için unutkanlıklar başlar. Ciddi durumlarda ise oksijen miktarı normalin oldukça altına düştüğü için beyin felci gerçekleştiği birçok çalışmada gösterilmiştir.

BEYNİN KÜÇÜLMESİ VE ALZHEİMER

Alzheimer hastalarında düzensiz, sıkça bölünen uykudan dolayı horlama daha fazla görülür. Horlama bu hastalığın seyrini daha kötü etkileyerek yaşam süresini azaltır. Horlama ve uyku apnesi, huzursuz bacak sendromu ve kramplara neden olabilir. Bu sorun, hastalarda tedavi edilerek yaşam kaliteleri arttırılabilinir.
Uyku vücudun dinlenmesi, hücrelerin yenilenmesi,hormonların dengelenmesi açısından önemlidir. Sağlıklı bir uykuda kaslar dinlenme durumuna geçer, kan basıncı azalır, özellikle hücresel yenilemeyi sağlayan hormonlar salgılanmaya başlar. Bu mekanizmaların düzgün bir şekilde gerçekleşebilmesi için uykunun kalitesi önemlidir. Horlama ve uyku apnesi ise bu kaliteyi bozar ve vücutta dolaşan oksijen miktarında azalma olur. Beynin beslenebilmesi için yeteri kadar oksijen alınması gerekir. Horlama ve uyku apnesi olan kişilerde, beyne giden oksijen miktarı azalıp yeteri kadar beslenemediği için unutkanlıklar başlar. Ciddi durumlarda ise oksijen miktarı normalin oldukça altına düştüğü için beyin felci gerçekleştiği birçok çalışmada gösterilmiştir. Uzun süreli bu hastalığa maruz kalmak, beynin beslenmesini azalttığı için Alzheimer ve demans gibi daha çok yaşlılarda gözlenen hastalıkların oluşmasına veya bu hastalıklar varsa daha da şiddetlenmesine yol açtığı bir çok tıp makalelerinde belirtilmiştir.
Yetersiz oksijenlenme bütün hücrelerin olduğu gibi beyin hücrelerin de yenilenmesini azaltmaktadır.
Oksijen vücudumuzun temel ihtiyacıdır. Bundan dolayı horlama ve uyku apnesi olan kişiler gecikmeden tedaviye başlamalıdırlar. Böylelikle hem kendilerinin, hem de yakınlarının yaşam kaliteleri artırırlar.

HAMİLELERDE ERKEN DOĞUM RİSKİ

Gebelerde sıkça görülen uyku apnesi durumu, anne ve bebekte oksijen yetersizliğinden dolayı ciddi sonuçlar doğurabilir. Bilim insanlarının yaptığı araştırma sonuçlarına göre; sağlıklı gebe kadınlarda horlama oranı %24 iken aynı yaş grubunda gebe olmayan kadınlarda horlama oranı % 5’tir.
Kanınızdaki oksijen seviyesi nefes alışınızın durması ile birlikte düşer. Bu da bebeğiniz için risk teşkil eder. Yüksek tansiyon, uyku sırasında solunum durması, nefes alış verişlerde dengesizlik, yetişkin bir birey için bile tehlikeli iken, anne karnındaki bebeğe giden oksijenin düşmesi bebeğin gelişiminde çok ciddi sıkıntılara neden olabilir.
Uyku apnesinden kaynaklı kalitesiz uyku, strese, depresyona, gün içerisinde halsizliğe, hareketsizliğe, dolayısıyla obezite riskine neden olur. Erken doğuma neden olur.
Hamilelik döneminde uyku apnesi hastalığı sıkça görülen bir hastalıktır. Hamilelik öncesinde fazla kilolu olan kadınların, hamileliklerinde uyku apnesine maruz kalma oranları çok daha fazladır. Hamilelik sırasında aşırı kilo alımı, hamileliğin son evresinde uyku apnesine neden olur. Horlama, ciddi sonuçlara yol açabilir.
Horlamanın beraberinde gelme ihtimali olan uyku apnesi, kısa sürelerle nefes almanıza engel olmaktadır ve bunun sonucunda vücuttaki oksijen düzeyleri düşmektedir.
Hamilelikte hormonlardaki dengesizlikler mukozanın şişmesine yol açabilir. Bu durum da burun tıkanıklığı ve horlamaya neden olabilir. Obezite, horlama ile doğrudan bağlantılıdır. Hamilelikte kadınlar aşırı kilo alma eğilimindedir. Alınan her kilo, boyun çevresinde kalınlaşma meydana getireceğinden, bu da horlamaya uygun ortamı sağlamış olacaktır.
Hamile iken horlama daha ciddi bir şeyin belirtisi olabilir

KANSER RİSKİ

Amerikan Uyku Akademisine göre; horlama ve uyku apnesi olan kişilerdeki yetersiz oksijen seviyesi, vücudun direncini zayıflatır ve kanser riskini artırır. Horlama ve uyku apnesinin oksijen seviyesi üzerinde olumsuz etkisi vardır. Vücut her gece uzun süre oksijensizliğe maruz kalmaktadır. Yeterli oksijen alınamadığı için vücudun savunma direnci azalır ve viral ve bakteriyel enfeksiyon görülme riski artar. Hatta yapılan bazı çalışmalarda uyku apnesinin kansere hazırlayıcı etkenlerden birisi olduğu ve 5 kat daha fazla kansere yakalanma riski olduğu belirtilmiştir.
Uyku bozukluğu ve uyku apne rahatsızlığı olan kişilerin kansere yakalanma risk oranı yapılan araştırma ve incelemeler neticesinde yüzde 65 daha yüksek olarak ortaya çıkmıştır.
Yapılan araştırmalar sonucunda farelerde kanser ve uyku apnesi arasındaki ilişkiye dair kanıtlar bulundu .
Bu ipucundan yola çıkarak yapılan araştırmalar sonucunda ;

  • Hafif uyku apnesi (uykuda solunum saatte 5-15 kere kesilir) olan kişilerde kanserden ölüm riski yüzde 10 daha fazla
  • Orta uyku apnesi (uykuda solunum saatte 15-30 kere kesilir) olanlarda kanser ile ilişkili olan ölüm riski oranı normalden 2 kat fazla
  • Şiddetli uyku apnesi (uykuda solunum saatte 30 ve üstü kere kesilir) olan hastalarda, kanserden ölüm riski yaklaşık 5 kat daha fazladır.
  • Oksijen yetersizliği yaşamı tehdit eden kanser gibi daha büyük rahatsızlıklara da öncülük etmektedir. Çünkü kanser gibi sağlık sorunları ve diğer bir çok enfeksiyonlar oksijen açısından zengin ortamlarda yaşayamazlar. OUA’nin ani bebek ölümü sendromu ile bağlantılı olduğu da bilinmektedir.

Horlama sorununu çözerek kanserli hücre gelişimini de önleyebilirsiniz

Kronik Göğüs ve Solunum Hastalıkları

ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI
Horlaması olanlarda kanlarındaki oksijen seviyesi düşerken karbondioksit seviyesi artarak solunum yetersizliğine neden olur. Horlamadan dolayı kandaki oksijen miktarının azalır ve vücut direncini baskılar. Bundan dolayı horlayan kişilerde daha sık ve şiddetli soğuk algınlığı, solunum hastalıkları, nezle ve faranjit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları gözlenir.
Burun tıkanıklığı, ağız açık uyuma, ağızdan soluma, genizden konuşma, horlama, hırıltılı soluma, ağız kuruluğu, geçmeyen burun akıntısı, geniz eti iltihabı ve büyümesinin başlıca belirtileri olup, bunlara bağlı olarak gelişebilen iştahsızlık, yol açtığı başta gelen rahatsızlıklardır. Fakat geçirilen sık üst solunum yolu enfeksiyonları, geniz etinin sürekli olarak büyümesine ve küçülme oluşmamasına yol açabilir.

Horlamamak için Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Fazla kilolu bireylerin diyet ve spor yaparak kilolarından kurtulması, apnenin önemli oranda azalmasını sağlamaktadır.

Alkol ve sigara kullanımından kaçınılmalıdır. Bu maddelerin kullanımı boğazdaki kasların gevşemesiyle solunumu etkilerler.

Yüzükoyun veya yan pozisyonda yatarak uyuma alışkanlığı kazanılmalıdır. Sırtüstü pozisyon dilin ve yumuşak damağın geriye sarkarak hava yolunu daralmasına neden olur..

Burnumuzun açık olması gerekir. Eğer tıkalıysa bu sorunun ortadan kaldırılması ve burnun açtırılması gerekir.Alerji, burunda et ve kemik büyümesi gibi nedenler burnun tıkanmasına yol açabilir. Şayet böyle bir durum varsa Kulak Burun Boğaz Uzmanına başvurulması lazım. Sürekli ağızdan nefes almak horlama ve uyku apnesini artırır.
Sporu hayatımızın bir parçası haline getirmemiz gerekir.

HORLAMANIN TEDAVİSİ NASILDIR?

Horlama hayatımızı kabusa çeviren ve önemsenmesi gereken bir hastalıktır. Günümüzde horlamanın tedavisi olarak üç yöntem vardır. Bunlar horlama protezi, cerrahi uygulama ve maskedir.

1)Horlama Protezi
Horlamayı engellemenin en kolay, ekonomik ve etkin tedavi yöntemi horlama protezleri… Kişiye özel hazırlanan protezi, dişler üzerine oturtuluyor ve geceleri uykuda kullanılıyor. Protez, alt çeneyi ileri ve aşağı doğru konumlandırarak sarkmış dokuları eski gerginliklerine kavuşturarak soluk yolunu açıyor, horlama ve uyku apnesini engelliyor. Protezin başarı oranı yüzde 90-95’e ulaşıyor.
Horlama protezi kişinin ağız ve diş yapısına özel olarak, takıp çıkarılabilecek şekilde yapılmaktadır. Hastanın gece yattığında düzenli bir uyku uyumasını sağlar, tıkanmayı ortadan kaldırır ve rahatlatır. Bu takılan apareye horlama protezi adı da verilir. Hastalık erken teşhis edilmiş ise diğer yöntemlere göre daha avantajlıdır. Kullanımı ve taşıması kolaydır,. kullanıldığı andan itibaren horlamada azalma görülür, cerrahi müdahale gerektirmez ve ucuz bir yöntemdir. Sadece gece yatarken takılmaktadır.

2) Cerrahi uygulamalar
Yumuşak damak sarkması ve küçük dilin uzaması horlamaya neden olur. Cerrahi ameliyat ile yumuşak damağın ve küçük dilin bir kısmı çıkartılır. Bu yönteme Radyofrekans ile uvulaplasti denir. Eskiden sıkça uygulanan bu yöntem artık güncelliğini kaybetmiştir. Çünkü ameliyattan sonra 1,2 ay gibi kısa sürede nüks etme ihtimali vardır. Çünkü ağzımızda horlamaya ve uyku apnesinin esas nedeni büyük dilimizdir. Dil uyku sırasında gevşeyerek geriye doğru kaçarak hava yolunu tıkar. Fakat dilin içinde hayati damar ve sinirler olduğu için küçük dil ya da yumuşak damak gibi bir kısmı kesilip çıkartılamaz. Bundan dolayı redyofrekans gibi uygulamalar esas nedene yani büyük dile yapılamadığı için yeteri kadar faydası yoktur. Aksine iyileşme süreci oldukça sancılıdır ve ayrıca sesin incelmesi ve yediklerin burna kaçması gibi komplikasyonlar gözlenebilinir.

3) CPAP Maskesi
CPAP burun ve/veya ağızdan pozitif basınçlı hava vererek üst solunum yolunun kollabe olmasını engelleme amacıyla kullanılan bir cihazdır. Tüm dünyada milyonlarca uyku apne hastası bu cihazları kullanmaktadırlar.
CPAP sabit basınç üretmeyi amaçlayan bir cihazdır. Cihaz içindeki tribün sayesinde pozitif basınç üretir, basınç sensörleri sayesinde hortum ve maske içindeki basıncı ölçerek sabit basınç sağlamak amacıyla hortum içinde basınçlı hava verir. Bir maske aracılığı ile basınçlı hava hastanın üst solunum yoluna uygulanır.
CPAP maskesini kullanmak oldukça zordur. Çoğu kişi aldıkları bu cihazı kullanamamaktadır.
CPAP maskesi cilt tahrişine neden olabilir ve maskenin oturduğu yerlerde alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Klostrofobi veya boğulma hissine neden olabilir.Burun kuruluğununa ve alerjik rinite neden olabilir. Kullanımı zordur. Yapılan çalışmalarda CPAP maskesi verilen bireylerin bir yıl sonra kullanım oranı %60’tır.