Horlama Tedavisinde
14 Yıllık Deneyim
Bizi Arayın
Bize Ulaşın

Depresyon Belirtileri Nedir? Tedavisi Nasıl Yapılır?

Depresyon Belirtileri Nedir? Tedavisi Nasıl Yapılır?

Depresyon, kimi durumlarda ciddi sıkıntılara yol çıkabilen ruhsal bir rahatsızlık olarak da tanımlanabilir. Depresyon hastalarının şikayetleri arasında sıklıkla kendilerini enerji olarak eksik hissetmeleri bulunmaktadır. Hastalık uzun süre devam eder ve eğer tedavi sürecine başlanmazsa, iyileşmesi söz konusu değildir. Bu bağlamda, uzun süren depresyonun kendi kendine düzeleceğini düşünmenin bilimsel bir gerçekliği bulunmamaktadır.

Depresif rahatsızlıkların semptom ve belirtileri arasında; derin bir huzursuzluk, çevresindeki uyaranlara karşı ilgi kaybı ve kayıtsızlık ile birlikte gelen uykusuzluk, kendinden şüphe etme, suçluluk duygusu, konsantre olamama gibi durumlar yer alır. Depresyonun nedenleri arasında ise kısmen genetik bir eğilim söz konusu olmakla birlikte psikolojik travmalar, beyindeki bozulmuş ileti mekanizması, stres gibi faktörlerden bahsetmek söz konusudur. Depresyondaki hastaların %10 ile 15'i intihara meyillidir ve bu hastalar psikoterapi almazlarsa intihar sonucu hayatlarını kaybedebilir.

Depresyonun Belirtileri

Depresyonun profesyonel bir şekilde tedavi edilmesi gereken ciddi bir ruhsal hastalık olduğundan daha evvel bahsetmiştik. Yaşamın bir parçası olan üzüntü ve normal hayatta yaşanılan huzursuzluktan farklı olarak depresyon; bir süre sonra kendi kendine kaybolmaz ve dikkati başka bir eyleme teşvik etmekle de düzelmeyebilir. Depresyon için üç ana semptom tipik semptom (belirti) bulunmaktadır;

  1. Depresyondan etkilenen hastalar; depresif bir ruh halinden muzdariptir. Bu durum neredeyse en az 2 hafta sürer ve belirgin bir şekilde hayatı olumsuz etkiler.
  2. Kişiler çevresindeki olaylara karşı kişiler ilgisizdir. Depresyondan etkilenen kişi; herhangi bir sevinç, üzüntü, heyecan veya başka bir duygu yaşamaması ile dikkat çeker. Kendini boş ve ölü gibi hissediyor olabilir. Sosyal temaslara, işine ve hobilerine olan ilgisi gittikçe azalır. Depresyonda olan kişilere olumlu sözler söylemeye çalışmak depresif sürece bir katkı sağlamaz. Daha önceden yaşanılan olumlu deneyimlerin tekrar etmesi bile kişinin ruh halini iyileştirmez. Bu kişiler için bütün olaylar umutsuz görünür ve gitgide yaşam isteği azalır. Normal zamanda kişinin sevineceği olay ve gelişmelerin hiçbiri, depresyon sürecinde aynı sevinç ve heyecan durumunu yaşatmaz.
  3. Depresif rahatsızlık çeken hastaların neredeyse tamamında, gündelik işlerle uğraşırken bir doğal olmayan bir yorgunluk hissedilir. Sürekli zihinsel ve fiziksel olarak yorgun hisseden hastalar, sabah uyanmakta güçlük çeker. Olay kronik hale geldikçe yataktan çıkmak istemezler.

Depresyonun üç ana semptom ve belirtisinin yanında ikincil belirtiler ise şu şekildedir;

  • Kendinden şüphe etme
  • Suçluluk duygusu ve sürekli kişinin kendini eleştirmesi
  • Konsantrasyon ve dikkat bozuklukları
  • Aşırı uyku veya uyku bozuklukları
  • Şiddetli huzursuzluk ve heyecan hissi
  • Cinsel disfonksiyonlar (Bir çeşit cinsel isteksizlik)

Kişi kendini kısmen; saldırgan, aşırı sinirli, dürtülerini kontrol edemeyen, stres toleransı minimuma düşen bir durumda görebilir. Depresyondaki bireyler, normalden daha fazla risk alarak; kullandıkları motorlu taşıtları daha hızlı sürmek sureti ile yaşamlarını riske atabilir. Alkol tüketim alışkanlığı olan depresyon hastaları, normalden daha fazla alkol tüketirler ve sigara kullanım oranları artar. İnsan ilişkilerinde sürekli bir sitem durumunda olurlar. Üstelik kendi hayatlarından ve dünyanın işleyişinden memnun olmazlar. Bu nedenle depresif duygularla beraber kendilerini huzursuz hissederek davranış değişikliği gösterebilirler.

Şiddetli depresyon vakalarında intihar düşünceleri oldukça fazladır. Depresyon hastalarının yaklaşık %10 ile 15'i intihar nedeniyle ölmektedir. Kendinizde veya çevrenizdeki herhangi bir kişide depresyon nedeniyle intihar etme eğilimi olduğundan şüpheleniyor iseniz mutlaka tıbbi yardım almak için bir uzmana başvurmalısınız.

Depresyon belirtileri arasında belirgin doğal bir nedeni olmayan fiziksel şikayetlerle de olabilmektedir. Somatik (bedenle ilgili olan) semptomlar olarak adlandırılan depresyon fiziksel belirtileri şu şekildedir;

  • Kardiyovasküler şikayetler
  • Baş ağrısı
  • Mide ve bağırsak sorunları
  • Uyku bozuklukları
  • İştahsızlık ve nadiren aşırı yemek yeme
  • Sabah hissedilen enerji eksikliği
  • Cinsel isteksizlik

Hastaların tarif ettiği fiziksel şikayetler bazı durumlarda somatik bir sendromdan kaynaklanabilir. Bu durumda hekim organik bir neden bulamazsa, gizli depresyon ya da somatizasyon bozukluğu (bedensel rahatsızlıklar) için ayrıntılı bir fizik muayene yapmalıdır.

Şiddetli depresif ruh halinde olan hastalar bazı durumlarda sanrılar ve halüsinasyonlar görebilir. Sıklıkla takıntılı düşünce hali bu duruma eşlik eder. Bu tür sanrılı depresyonun tedavisi zor olmakla birlikte, uzman hekim hastalara antidepresanlara ek olarak antipsikotik ilaçlar da reçete edebilmektedir.

Depresyon belirtileri kişinin bir yakınını kaybetmesi ile beraber yaşadığı keder duygularına benzeyebilir. Ancak sağlıklı bir kişi yas tutarken ruh hali genellikle zaman içerisinde iyileşir. Yas tutan bir insan yavaş yavaş eskiden yaşadığı güzel deneyimleri hatırlayarak yaşamın güzelliğini idrak eder. Ancak depresif ruh halinde olan bir kişi sürekli olarak depresyon hastalığının belirtilerini yaşar ve zaman içine iyileşme görülmeyebilir.

Depresyonun Nedenleri ve Risk Faktörleri

Depresyonun nasıl geliştiği günümüzde yapılan onlarca bilimsel çalışmaya rağmen hala tam olarak anlaşılamamıştır. Bununla birlikte biyolojik, genetik ve psiko-sosyal tetikleyicilerin neden olduğu bilinmektedir. Eğer hastalık genetik bir kökenden kaynaklanıyorsa, aileden depresyon hastalığına yakalanan 2 veya daha fazla bireyin olması durumu söz konusu olabilir. Özellikte dizigotik ikizlerin (aynı dişinin yumurtalarının iki farklı sperm ile döllenmesi durumu) birinde gerçekleşen depresyon hastalığının ikincisinde görülme olasılığında % 20 artış olmasının ortaya konulduğu bilimsel çalışmalar mevcuttur.

Kişinin kendini güvende hissetmesi ve zamanla savunmasız kalması gibi durumlar; zihinsel bozukluk olarak depresyon yaşamasına neden olabilir. Psikolojik hassasiyeti yüksek olan kişilerin; şiddetsiz ölçüde yaşanan stres durumu altında dahi, depresyon belirtileri gösterebilmesi mümkündür. Kişi kendini hayatında güvende hissediyorsa, birtakım stres durumlarında nesnel olarak stratejiler geliştirerek depresyon rahatsızlığının üstesinden gelebilir.

Bir insanın hayatında yaşadığı deneyimlerin de depresyon hastalığında önemli etkileri bulunmaktadır. Örneğin; çocukluk çağında istismar veya koşullu ihmal gibi travmatik deneyimleri olan insanların çoğunda, depresyon rahatsızlığı gelişme riski artış gösterir. Burada önemli olan bireyin stresli durumlarla başa çıkmak için kazandığı kişisel becerilerdir.

Beyindeki sinir hücreleri, elektrik uyarıları ve nörotransmitterler (bir veya birden fazla nöron ya da nöron ile herhangi bir hücre arasında iletişim kuran kimyasal maddeler)  olarak adlandırılan haberci maddeler yoluyla birbirleriyle iletişim kurar. Depresyonda beyin metabolizmasının değiştiğine dair kanıtlar vardır. Beyin dokusunda bozulmuş bir epinefrin (adrenalin hormonu) veya serotonin (canlılık, mutluluk, zindelik duygusu yaşatan hormon) seviyesi; depresyon hastalığından kısmen sorumlu olabilir. Eğer bu nörotransmitterler dengede değilse, sinir hücreleri arasındaki pozitif alışveriş engellenebilir. Sonuçta hastanın duygu ve düşünceleri nörotransmitter dengesizliğinden dolayı olumsuz etkilenir. “Serotonin gerialım inhibitörleri” olarak adlandırılan antidepresan ilaçlar ile tedavi edilen beyindeki haberci madde bozukluklarının, depresyon rahatsızlıklarında rol oynadığını düşündürmektedir. Ancak bu hipotez; serotonin gerialım inhibitörleri gibi ilaçların depresyon tedavisinde, tedavi sürecini haftalar sonra başlatmış olmasını açıklayamamaktadır.

Yapılan araştırmalar stres hormonlarından olan adrenalin, noradrenalin ve kortizolün depresyonda önemli bir rolü olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle depresyon rahatsızlığı yaşayan insanlarda kortizol seviyesinin artmış olması durumu söz konusudur. Depresyon tetikleyicisi olarak bilinen kortizol seviyesinin artışının aynı zamanda depresyonun olası bir sonucu olduğu da düşünülmektedir.

Stresin depresyon gelişiminde çok önemli bir rol oynadığını bilinmektedir. Bununla birlikte kişinin yaşadığı depresyon da strese neden olabilir. Yani stres; depresyon rahatsızlıklarının hem sebebi, hem de sonucu olarak nitelendirilebilir. Özellikle kişinin yaşam kalitesi düştüğünde veya yaptığı işten uzaklaştığında, sosyal çevre ile uyumu azalarak ruh halinde bir gerginlik ortaya çıkmaktadır. İş kaybı, ölüm, ciddi bir hastalık gibi olumsuz deneyimler yaşayan birey, strese girerek kendisinde depresyon görülme olasılığını arttırır. Depresyon semptomlarının yaşanması da, stresin doğal oluşum sebeplerini tetikler.

Depresyon hastalığının yaygınlaşmasında kişilerin hayata karşı tutumları, alışkanlıkları ve olumsuz düşünce kalıpları da oldukça etkilidir. Özgüvenin yüksek olması ve hayata karşı iyimser bakış açısı depresyondan korunmak için alınabilecek en önemli tedbirlerin başında gelir. Olumsuz düşünce kalıplarını gerekli zihin egzersizleri yaparak olumlu fikirler yönünde değiştirmek, depresyona yakalanma riskinizi azaltabilir. Halk arasında sıkça kullanılan “iyi düşün, iyi olsun” deyimi, depresyondan korunmanın bir numaralı yoludur.

Yaşanılan bazı fiziksel hastalıklar kişide depresyon hastalığı riskini ya da var olan hastalığın şiddetini arttırabilir. Beyin hastalıkları, hipertiroidizm (kanda fazla troid olma durumu) veya hipotiroidizm (triod bezinin gereğinden az hormon salgılaması durumu)  gibi hormonal bozukluklar; kişinin duygusal durumunu değiştirebilir. Cushing sendromu (kortizol hormonunun vücutta gereğinden fazla salgılanması) gibi adrenal korteksten aşırı miktarda kortizol salınımı kişide depresif bir ruh hali ortaya çıkarabilir. Şiddetli ve kronik hastalıklar da ruh hali üzerinde olumsuz etkiler bırakır.

Obezite, kardiyovasküler rahatsızlıklar, diyabet gibi hastalıklar neticesinde de bazı insanlarda depresyon hastalığını geliştirebilir. Ayrıca bazı hastalıklar için kullanılan ilaçlar da depresyon riskini arttırmaktadır.

Depresyon Epidemiyolojisi (Depresyon Dağılımı ve Risk Grupları)

Kadınlar erkeklerden 2 kat daha sık depresyon hastalığına yakalanmaktadır. Bu durumu kadınların yaşadığı menstrüel döngüden (adet döngüsü) kaynaklanan hormonal dengesizlikler kısmen de olsa açıklamaktadır. Ayrıca kadınlarda güçlü hormonal değişikliklerin yaşandığı gebelik ve lohusalık dönemlerinde bir takım duygu durum değişiklikleri oluştuğu çalışmalar sonucunda kanıtlanmıştır.

Sosyoekonomik durumun düşük olması da depresyon için bir risk faktörüdür. Dünya genelinde kadınlar, erkeklere göre ekonomik olarak daha yoksun oldukları için depresyon geliştirme olasılıkları artış gösterir. Başka bir söylem ile kadınlar erkeklere göre depresyona yakalanmaya karşı daha riskli durumdadır. Depresyonun erkeklerde daha az görülmesinin bir diğer nedeni ise, bireylerin kendi kişiliklerini zayıf göstermekten veya yaşadıkları depresyon hastalığından dolayı yardım istemekten çekinmeleri olabilir. Depresyona yakalanan bir erkeğin, bu durumu kabullenmesi ve dışarıya hissettirmesi; kadınlara göre daha düşük seviyededir.

65 yaş üstü bireylerde de depresyona sıklıkla rastlanmaktadır. Ancak bu yaşlarda yaşanan depresyon rahatsızlıklarında intihar meyli yok denecek kadar az azdır. Aksine bu yaş grubunda ölüm korkusunun ağır basması, depresyon nedenleri arasında gösterilmektedir.

Çocuklarda ise depresyon görülme olasılığı yok denecek kadar azdır. Yapısı itibarı ile hayalperest ve yeniliklere açık olan çocukların depresyon hastalığına yakalanma ihtimali son derece düşüktür.

Depresyonun Tanısı

Depresyon mümkün olduğunca erken tedavi edilmesi gereken ciddi bir hastalık olduğunu yazımızın en başında dile getirmiştik. Hastalığın tanısı konulduktan sonra yapılması gereken psikoterapi çalışmalarına ne kadar erken başlanırsa, iyileşme şansı o kadar artar. Eğer kendinizde birtakım depresyon belirtileri hissediyor iseniz mutlaka uzman bir psikoterapiste başvurmanız gerekmektedir. Psikolog ya da psikiyatr size depresyona özgü semptomları hedef alarak, muhtemelen aşağıdaki soruları soracaktır;

  • Son birkaç hafta içinde ruh haliniz nasıldı?
  • Son zamanlarda kendinizi sık sık keyifsiz hissettiğiniz oldu mu?
  • Son zamanlarda kaygılı ve yorgun muydunuz?
  • Son zamanlarda kendinizden aşırı derecede şüphe eder tarzda veya kendinize karşı suçluluk, olumsuzluk gibi düşünceleriniz oldu mu?
  • Son zamanlarda herhangi bir konuya konsantre olmakta zorluk çektiğiniz mi?
  • İştahınız son zamanlarda değişti mi?
  • Yaşadığınız belirtiler ne kadar sürdü?

Psikoterapist hastayı muayene ederken depresyon tanısını koymakta zaman zaman zorlanabilir. Kişi yaşadığı baş ağrısı, sırt ağrısı ve karın ağrısı gibi şikayetlerinin yanı sıra kardiyovasküler problemlerinden kaynaklı duygu-durum bozukluğu da yaşayabilir. Ayrıca erkek hastaların fiziksel hastalıklarını zihinsel şikayetlerine göre daha ön plana çıkarma isteklerinden dolayı doktorlar depresyon tanısını koymakta zorlanabilir.

Depresyon hastalığından şüphelenen psikiyatr, tanıyı kuvvetlendirmek amacıyla birtakım kan testi, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme tetkikleri isteyebilir. Düşük kan şekeri, B12 vitamini eksikliği, demans, hipotiroidi ve beyindeki birtakım maddelerde yaşanan değişiklikler; kişinin yaşadığı depresif belirtileri tetikleyebilir. Tüm bunlar yapılan basit bir kan testi ile ortaya çıkabilmektedir.

Ataerkil toplumlarda, erkek hastalara depresyon tanısı koymak oldukça zordur. Zira bu psikolojik rahatsızlığın tanısını koyabilmek için, hastanın kendindeki ruhsal problemleri net şekilde ifade etmesi gerekmektedir. Ataerkil toplumlarda ise depresyonun doğal belirtileri çevre tarafından “güçsüzlük” olarak değerlendirileceğinden mütevellit, söz konusu erkek hasta belirtileri kabul etmekte zorlanır, hatta bazı durumlarda bu belirtileri inkar eder.

Depresyonun Tedavisi

Kişi depresyon belirtileri ile psikiyatriste başvurduğunda hekim antidepresan kullanımı ile depresyon belirtilerini başarı ile tedavi edebilir. Antidepresanlar; etkileri haftalar sonra ortaya çıkan ilaçlardır. Uzman hekimler genelde şiddetli depresyon yaşayan ve psikoterapiye karşı dirençli olan hastalarda “antidepresan ile depresyon tedavisi” seçeneğini değerlendirmektedir. Her ne kadar antidepresan tedavisi, depresyon iyileştirmek için kuvvetli bir tedavi metodu gibi gözükse de, kullanılan antidepresan ilaçların kişide depresyon belirtilerini yok edeceğine dair bir garanti söz konusu değildir. Bazı depresif bireyler kullanılan ilaçlara karşı farklı tepkiler vererek olası yan etkiler yaşayabilir. Ancak yapılan bilimsel araştırmalar kullanılan antidepresan ilaçların depresyon belirtilerini önemli ölçüde azalttığını göstermiştir. Tedavi sürecinde kullanılan ilaçlar bir süre sonra hekim tarafından azaltılarak kullanımı sonlandırılır. Antdepresanları birden bire ve hekim izni olmaksızın azaltmak ya da bırakmak farklı olumsuz neticelere yol açabilir.

Depresyon tedavisinde seçici serotonin gerialım inhibitörleri veya serotonin gerialım inhibitörleri isimli antidepresan ilaç grupları kullanılmaktadır. Beyinde salgılanan ve “mutluluk hormonu” adı verilen serotonin seviyesini artırarak; kişinin ruh halini iyileştirmeye yardımcı olan ilaçların birtakım yan etkileri de mevcuttur. Tipik yan etkiler arasında bulantı, huzursuzluk ve cinsel işlev bozuklukları yer almaktadır. Bazı metabolizmalarda ise sık rastlanmayan farklı olumsuz semptomlar görünebilir.

“Trisiklik antidepresanlar” depresyon tedavisinde kullanılan en eski ilaçlar arasında bilinir. Ancak ağız kuruluğu, ellerde titreme, yorgunluk ve kabızlık gibi güçlü yan etkiler ortaya çıkabilir. Özellikle yaşlı hastalarda kullanıldığında kardiyak aritmi ve artmış kalp hızı da gözlenmiştir. 1950’li yıllardan beri var olan bu ilaç grubu, günümüzde hala bazı uzman hekimlerin tedavi metotları arasında yer almaktadır.

Depresyon hastalığının tedavisinde tıp doktorları monoamin oksidaz inhibitörleri (parkinson, depresyon ve beyin merkezli birçok hastalık için kullanılan ilaç grubu), psikoterapiler ve düzenli yapılan egzersizleri de önermektedir.

Depresyon tedavisinde düzenli beslenme, uyku düzeni ve yaşam tarzı da oldukça önemli bir yer teşkil etmektedir. Zira vücuttaki fiziksel aktiviteler düzenlenmeden depresyon rahatsızlığının tedavi edilebilmesi çok da mümkün değildir.

Depresyon ve Uyku Apnesi Arasındaki İlişki

Bilindiği üzere uykuda solunumun sürekli durması haline uyku apnesi denmektedir. Uyku apnesi rahatsızlığı yaşayan kişilerin, depresyon rahatsızlığına da yakalanması son derece muhtemeldir. Zira sağlıklı uyku yaşayamayan bir bireyin, ruhsal fonksiyonlarının da bozulması oldukça doğaldır.

Depresyon tedavisi esnasında kullanılan antidepresanlar, boğazın etrafındaki dokularda gevşeme yaratabileceğinden dolayı; horlamayı tetikler ve uyku apnesinin şiddetini arttırır. Bu sebeple kişi de hem uyku apnesi, hem de depresyon rahatsızlığı var ise; iki hastalık da eş zamanlı olarak tedavi edilmelidir.

Son yıllarda uyku apnesi tedavisinde kullanılan en yaygın metotlardan biri, horlama protezi isimli medikal aparattır. Bu tedavi yönteminin sık tercih edilmesinin en büyük nedeni; rahatsızlığı %90 - %95 oranında tedavi ediyor olmasıdır. Herhangi bir cerrahi operasyona gerek kalmaksızın, kullanıldığı andan itibaren uyku apnesi problemini ortadan kaldıran bu medikal aparatı kullanan hasta yorumlarına BURADAN ulaşabilirsiniz.

Yorum Yap
ÜCRETSİZ RANDEVU AL /TEDAVİ BAŞVURU FORMU
Horlama Tedavisi Bilgi ve
Randevu Formu
Takip Et Abone Ol